Yerebatan Sarnıcı
İstanbul Sultanahmet'te yerin altına gizlenmiş devasa Bizans sarnıcı, yüzlerce sütunu ve Medusa başlarıyla ziyaretçilerini karanlık bir su dünyasına davet ediyor.
İstanbul'un tarihî yarımadasında, Sultanahmet'in tam kalbinde, sıradan bir sokak kotunun metrelerce altında başka bir dünya uzanır. Yerebatan Sarnıcı, Bizans döneminde inşa edilmiş devasa bir su deposudur. İçeri adım atan ziyaretçiyi yüzlerce sütunun dizildiği geniş bir yeraltı salonu ve suyun üzerine düşen soluk ışık karşılar; kentin gürültüsü birkaç adımda geride kalır.
Konumu ve kente yerleşimi
Yerebatan Sarnıcı, İstanbul'un Fatih ilçesine bağlı Sultanahmet semtinde bulunur. Ayasofya'nın hemen batısında, Divan Yolu'na yakın bir noktada konumlanır. Yapı yerin altına gizlendiği için sokağın üstünden bakıldığında varlığı kolayca fark edilmez. Buna rağmen çevresindeki meydan ve tarihi yapılarla birlikte kentin en yoğun gezilen bölgelerinden birinin parçasıdır. Adı, sarnıcın bulunduğu yerde daha önce bir bazilika ya da büyük bir kamu yapısı olduğu ve deponun bu yapının altına inşa edildiği anlatısından gelir. Zamanla bu ifade, yerin altına gömülmüş devasa mekânı tanımlayan bir isme dönüşmüştür.
Bizans döneminden kalan su mirası
Yapının inşası altıncı yüzyıla, Bizans İmparatoru I. Justinianus'un dönemine tarihlenir. O dönemde büyük bir imparatorluk başkenti olan Konstantinopolis'in su ihtiyacı, kentin dışındaki kaynaklardan uzun su yollarıyla karşılanıyordu. Yerebatan Sarnıcı, bu suyun toplandığı ve gerektiğinde kullanılmak üzere saklandığı en büyük kapalı depolardan biri olarak tasarlandı. Sarnıcın, yakınındaki büyük saray kompleksine ve çevredeki yapılara su sağladığı kabul edilir.
İstanbul'un fethinden sonra da bir süre işlevini sürdüren yapı, zamanla unutulmaya yüz tuttu ve ancak ilerleyen dönemlerde yeniden düzenlendi. Yirminci yüzyılda gerçekleştirilen kapsamlı temizlik ve restorasyon çalışmalarının ardından ziyarete açıldı. Bugün göreceğimiz mekân, hem Bizans su mimarisinin hem de uzun bir bakım ve onarım geçmişinin izlerini taşır. Yapı, kentin su sisteminin bir parçası olarak yüzyıllar boyunca işlev gördü ve bölgenin suyla kurduğu ilişkiyi gözler önüne serer.
Yerin altındaki sütunlar ormanı
Sarnıcın üzerini örten tonozları taşıyan 336 sütun, on iki sıra hâlinde dizilmiştir. Yaklaşık dokuz metre yüksekliğindeki bu sütunların pek çoğu, yivli gövdeleri ve süslü başlıklarıyla klasik mimariyi andırır. Sütunların bir kısmının biçim ve işçilik bakımından birbirinden farklı olması, yapıda değişik kökenlerden gelen malzemelerin bir arada kullanıldığını düşündürür. Tuğladan örülmüş çapraz tonozlar sütunların üzerinde geniş bir örtü oluşturur; duvarlar kalın ve sağlamdır.
Mekânın ortasında durup yukarı bakıldığında, sütunların tekrarlayan düzeni neredeyse sonsuz bir derinlik hissi verir. Suyun yüzeyi, sütunların ve kemerlerin görüntüsünü büyük ölçüde yansıtır; bu yansımalar mekâna ayrı bir katman katar. Işığın azlığı sayesinde gölgeler keskinleşir, taşın dokusu ve suyun durgunluğu daha belirgin hâle gelir. Yerin altındaki bu düzen, kapalı bir alanda oluşturulmuş bir sütun ormanını andırır.
Medusa başları
Sarnıcın batı ucundaki iki sütunun altında, taştan oyulmuş devasa Medusa başları yer alır. Bu başlardan biri yan, diğeri ters çevrilmiş durumdadır. Başların neden bu şekilde kullanıldığı kesin olarak bilinmez. En yaygın yorum, bu parçaların başka bir yapıdan alınıp sütun altlığı olarak yeniden değerlendirildiğidir. Ziyaretçiler arasında anlatılan bir başka yorum ise, başların bakışının insanı taşa çevirdiğine inanıldığı ve bu yüzden yan ya da ters yerleştirildiği yönündedir.
Ellerini yüzlerine kapatmış, uzun saçlı figürler olarak işlenen bu bloklar, sarnıcın en çok ilgi çeken ayrıntıları arasındadır. Taşın yüzeyindeki oymalar, yüzyılların ve nemli ortamın etkisiyle yer yer aşınmıştır. Başların bulunduğu bölüm, ziyaretçilerin en uzun süre durduğu noktalardan biridir.
Gözyaşı Sütunu
Yapının içinde, üzerindeki damla biçimli oyuklarla diğerlerinden ayrılan bir sütun bulunur. Halk arasında Ağlayan Sütun olarak da bilinen bu sütunun, sarnıcın inşasında çalışırken hayatını kaybeden işçilerin anısına yapıldığı anlatılır. Rivayet ne olursa olsun, sütun üzerindeki oyuğa parmağını sokup çevirme, ziyaretçiler arasında yaygın bir alışkanlık hâline gelmiştir. Sütunun yüzeyindeki nem ve ıslaklık, damla görüntüsünü güçlendirir ve bu ayrıntı sarnıcın serin atmosferiyle uyum içindedir.
Ziyaret sırasında karşılaşılan ortam
Sarnıca girişte ziyaretçiler kısa bir merdivenle yerin altına iner. İçeride sıcaklık dışarıya göre belirgin biçimde düşer; hava nemlidir ve hafif bir rutubet kokusu duyulur. Zeminin büyük bölümü suyla kaplı olduğu için gezi, suyun üzerine kurulmuş yürüyüş yolları boyunca yapılır. Işıklandırma düşük tutulmuştur; böylece sütunların gölgeleri ve suyun yansımaları öne çıkar.
Mekânın sessizliğini zaman zaman suya düşen damlaların sesi böler. Suyun içinde yüzen balıklar görülebilir. Yapıda zaman içinde yürüyüş güzergâhı ve ışıklandırma yenilenmiş, ziyaret koşulları iyileştirilmiştir. Kalabalık saatlerde mekân oldukça dolu olabileceği için sabah erken saatlerde gelmek daha rahat bir gezi sağlar. Karanlık ve serin ortam, sıcak yaz günlerinde serinlemek isteyenler için de tercih edilen bir durak hâline gelmiştir.
Yakın çevrede görülebilecek yerler
Yerebatan Sarnıcı, İstanbul'un en yoğun tarihî dokusunun ortasında yer aldığı için çevresinde görülecek pek çok yer bulunur. Hemen yakınında Ayasofya ve Sultanahmet Camii gibi kentin en tanınmış yapıları vardır. Topkapı Sarayı, Atmeydanı olarak bilinen meydan ve çevredeki müzeler de yürüme mesafesindedir. Benzer bir yapı görmek isteyenler için Binbirdirek Sarnıcı da aynı bölgede bulunur. Bu nedenle Yerebatan Sarnıcı, Sultanahmet'te geçirilecek bir günün doğal duraklarından biri olarak planlanabilir.
Keşfetmeye Devam Et
Pamukkale Travertenleri
Denizli’de termal suların binlerce yılda oluşturduğu beyaz traverten teraslarıyla Türkiye’nin en sıra dışı doğal oluşumlarından biri.
İncele →
Borçka Karagöl
Artvin'in Borçka ilçesindeki Karagöl, heyelanla oluşmuş durgun yüzeyi ve suya gömülü ağaç gövdeleriyle bölgenin en bilinen göl manzarasını sunar.
İncele →
Şirince: Selçuk'un Yamacında Beyaz Evler ve Meyve Şarapları
İzmir'in Selçuk ilçesine bağlı Şirince, yamaçtaki beyaz evleri, taş sokakları ve meyve şaraplarıyla Ege'nin en çok bilinen tarihi köylerinden biridir. Peki bu köyü bu kadar özel kılan ne?
İncele →
Hasankeyf
Dicle kıyısındaki Hasankeyf, baraj sularıyla değişen görünümüne rağmen kalesi ve tarihi yapılarıyla Güneydoğu'nun en eski yerleşimlerinden biri olmayı sürdürüyor.
İncele →İlgili içerikler

İstanbul
Boğazı, tarihi yarımadası, sarayları, çarşıları, müzeleri ve iki kıtaya yayılan şehir yaşamıyla İstanbul, Türkiye’nin en zengin şehirlerinden biridir.

1 Günlük Tarihi Yarımada Rotası: Sultanahmet'ten Kapalıçarşı'ya
İstanbul'un tarihi yarımadasında Sultanahmet Meydanı'ndan başlayıp Ayasofya, Topkapı Sarayı, Yerebatan Sarnıcı ve Kapalıçarşı'yı kapsayan bir günlük yürüyüş rotası. Hem Bizans hem Osmanlı izlerini taşıyan bu güzergâh, şehrin kalbinde unutulmaz bir deneyim sunar.

İstanbul Şehir Rehberi: Tarihi Yarımada, Boğaz ve Çok Katmanlı Kültür
İki kıtayı birleştiren İstanbul, Bizans ve Osmanlı mirasını Boğaz hattı boyunca harmanlayan çok katmanlı bir açık hava müzesidir. Bu rehber, tarihi yarımadadan semtlere ve yerel lezzetlere uzanan bir gezi çerçevesi sunar.

İstanbul: İki Kıtanın Buluştuğu Şehirde Gezilecek Yerler
Marmara'nın kıyısında, Boğaz'ın iki yakasını birleştiren İstanbul; tarihi yarımadanın anıtlarından çarşıların labirentlerine, vapur güvertelerinden sokak lezzetlerine uzanan katmanlı bir gezi rotası sunar.

1 Günlük İstanbul Tarihi Yarımada Yürüyüş Rotası
Sultanahmet'ten Süleymaniye'ye uzanan 8-10 kilometrelik bir yaya güzergâhı, Bizans ve Osmanlı katmanlarını tek günde hissetmenizi sağlıyor. Durakların sırası, zamanlama ve pratik ipuçlarıyla derli toplu bir gün planı.

İstanbul Kokoreç
İstanbul'un sokak lezzetlerinden biri olan kokoreç, gece hayatının vazgeçilmez bir parçasıdır. Bu lezzet, koyun veya kuzu bağırsağının ustalıkla baharatlanıp ızgarada pişirilmesiyle hazırlanır.