Hasankeyf
Dicle kıyısındaki Hasankeyf, baraj sularıyla değişen görünümüne rağmen kalesi ve tarihi yapılarıyla Güneydoğu'nun en eski yerleşimlerinden biri olmayı sürdürüyor.
Hasankeyf, Güneydoğu Anadolu'da Batman iline bağlı, Dicle Nehri'nin iki yakasına kurulmuş antik bir ilçedir. Batman kent merkezine yaklaşık 37 kilometre uzaklıkta, Raman Dağları'nın güney eteklerinde yer alır. Bölgenin sert karasal iklimi kışın yağış ve soğuk, yazın ise yüksek sıcaklık ve kuraklık getirir; buna karşın nehrin çevresinde beliren yeşil şerit, kentin serin ve bereketli yüzünü oluşturur. Hasankeyf, görünümü baraj sularıyla büyük ölçüde değişmiş olsa da kalesi, kayaya oyulmuş mekânları ve yüzyıllara yayılan yapılarıyla Mezopotamya'nın en eski yerleşimlerinden biri olmayı sürdürüyor.
Yerleşimin geçmişi çok gerilere gider. Bölgede yürütülen kazılarda Hasankeyf Höyük'te Çanak Çömleksiz Neolitik döneme, yani yaklaşık MÖ 10. bin yıla kadar inen buluntular ortaya çıkarılmıştır. Bu bulgular, kentin yalnızca bir Orta Çağ merkezi değil, aynı zamanda Anadolu'nun bilinen en eski yerleşim alanlarından biri olduğunu gösterir. Dicle'nin buradaki varlığı, nehir taşımacılığı ve kara ticaretinin kesiştiği bir noktada bulunması, Hasankeyf'i tarih boyunca stratejik bir merkez hâline getirmiştir.
Dicle kıyısında, Raman Dağları'nın eteğinde
Hasankeyf, Yukarı Mezopotamya'dan Anadolu'ya geçiş güzergâhı üzerinde, Dicle Nehri'nin kenarındaki düzlük ile onu çevreleyen kayalık yamaçların arasında konumlanır. İlçe, nehrin iki yakasına yayılmış; ancak tarihî dokunun büyük bölümü nehrin kuzey yakasındaki yerleşim alanında yoğunlaşmıştır. Çevredeki vadiler, dik kayalıklar ve zamanla şekillenmiş kanyonlar kente kendine özgü bir silüet kazandırır. Nehrin suladığı bu coğrafya, kurak çevrenin ortasında bir vaha gibi belirir ve hem tarıma hem de yerleşime elverişli bir ortam sunar. Raman Dağları'nın eteklerindeki bu konum, kentin hem savunulmasını kolaylaştırmış hem de ticaret yollarını kontrol etmesini sağlamıştır.
Bir kaya kalesinden doğan şehir
Kentin çekirdeğini oluşturan kale, Sasani tehdidine karşı sınırı korumak amacıyla Bizans İmparatoru II. Konstantios döneminde, MS 4. yüzyılın ortalarında inşa ettirilmiştir. Roma ve Bizans kaynaklarında Cepha ya da Ciphas adıyla anılan yerleşim, adını Süryanicede "kaya" anlamına gelen kökten alır; "Hısnıkeyfa" da kaya kalesi anlamına gelir. 640 yılında İslam orduları tarafından fethedilen kent, sonraki yüzyıllarda Emeviler, Abbasiler, Hamdaniler ve Mervaniler arasında el değiştirmiştir.
Hasankeyf'in parlak dönemi, 12. yüzyılın başında Artukluların burada Hısnıkeyfa kolunu kurmasıyla başlar. Yaklaşık 1101-1232 yılları arasında Artuklulara başkentlik yapan şehir, bu dönemde camiler, medreseler, çarşılar, hanlar ve hamamlarla imar edilmiştir. Artukluların vergileri komşularına göre düşük tutması, bölge halkının buraya yerleşmesini sağlamış ve küçük bir kale kasabası kısa sürede gerçek bir şehre dönüşmüştür. 1260'taki Moğol istilası kenti sarstıysa da yerleşim varlığını korumuştur. Ardından Eyyubi, Akkoyunlu ve Safevi dönemlerinden geçen Hasankeyf, 1515 yılında Osmanlı topraklarına katılmıştır. Nehir üzerindeki köprüler ve liman sayesinde Musul'a kadar uzanan su taşımacılığının önemli bir durağı olmuştur.
Yukarı şehir: kale ve iç yerleşim
Kentin en dikkat çekici bölümü, Dicle'ye bakan yekpare kayalık kütlesi üzerine kurulmuş İç Kale'dir. Doğal yapıyla uyum içindeki surları ve anıtsal kapılarıyla öne çıkan bu alan, "Yukarı Şehir" olarak da bilinir. Kayalığa, doğudaki İmam Abdullah Kapısı ve batıdaki Sır Kapısı üzerinden ulaşılır. Kaleye su taşımak için Dicle'ye inen, biri açık diğeri gizli iki merdivenli yol yapılmıştır; yaklaşık iki yüz basamaklı bu yollar günümüze kadar büyük ölçüde sağlam ulaşmıştır.
İç Kale, dar sokakları, kuyuları ve sarnıçlarıyla tam bir Orta Çağ yerleşmesi görünümündedir. Burada insan eliyle şekillendirilmiş çok sayıda mağara konut ile Roma, Artuklu, Eyyubi ve Osmanlı dönemlerine ait yapılar bir arada bulunur. Kuzeydoğu ucundaki Büyük Saray, batıdaki sivil konutlar, güneydeki mezarlık alan ve Ulu Cami, kalenin ana odak noktaları arasındadır. Zamanında yaklaşık iki bin ev barındırdığı belirtilen bu alan, yirminci yüzyılın ikinci yarısında halkın aşağıdaki yeni yerleşime taşınmasıyla terk edilmiştir.
Aşağı şehir ve anıtsal yapılar
Nehrin kıyısındaki düzlükte yer alan aşağı şehir, Hasankeyf'in anıtsal eserlerinin büyük bölümünü barındırır. Bunların başında, Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan'ın oğlu Zeynel Bey adına 15. yüzyılda yaptırılan Zeynel Bey Türbesi gelir. Silindirik gövdesi ve miğfer biçimli kubbesiyle dikkat çeken yapı, Orta Asya ve İran geleneklerini yansıtan biçimi ve tuğla-çini süslemeleriyle Anadolu Türk sanatında ayrı bir yere sahiptir.
1409'da Eyyubi Sultanı Süleyman tarafından yaptırılan Er-Rızk Camii'nin minaresi, üzerindeki yazılar ve bitkisel bezemeleriyle görülmeye değerdir. Kızlar (Eyyubi) Camii, Koç Camii, Sultan Süleyman Camii, Artuklu Hamamı ve İmam Abdullah Zaviyesi de kentin Orta Çağ kimliğini yansıtan diğer önemli yapılardır. Artuklu Emiri Fahreddin Karaarslan döneminde Dicle üzerine kurulan tarihî köprü ise bir zamanlar kervanların ve göçebe toplulukların geçtiği güzergâhın simgesiydi.
Barajın ardından: Arkeopark ve taşınan eserler
Hasankeyf'in kaderi, Dicle üzerinde inşa edilen Ilısu Barajı ile önemli ölçüde değişmiştir. Baraj gölünün tutmaya başlamasıyla kentin bir bölümü su altında kalmış, tarihî yapıların bir kısmı ise kurtarma çalışmalarıyla yeni yerlerine taşınmıştır. Bu kapsamda Zeynel Bey Türbesi 2017 yılında yaklaşık 1100 ton ağırlığında olduğu hâlde, kendinden tahrikli modüler taşıyıcılarla yaklaşık iki kilometre taşınarak yeni yerleşim alanındaki kültürel parka yerleştirilmiştir. Ardından Artuklu Hamamı, İmam Abdullah Zaviyesi, Kızlar Camii, Er-Rızk Camii'nin minaresi, Sultan Süleyman Camii'nin minaresi ve Hasankeyf Kalesi Orta Kapısı gibi yapılar da sökülüp taşınarak aynı alanda yeniden kurulmuştur.
Bugün bu yapılar, Arkeopark olarak da anılan kültürel park alanında bir arada ziyaret edilebilir. Her ne kadar bazı eserler özgün çevresinden koparılmış olsa da bu alan, Hasankeyf'in Orta Çağ dokusunu tek bir yerde görme imkânı sunar. Kalenin kendisi ise yerinde korunmuş; baraj gölünün yükselmesiyle çevresi yarımada görünümü kazanmıştır ve kimi noktalara tekneyle ulaşılabilmektedir.
Mağaralar ve kayaya oyulmuş yaşam
Hasankeyf'in karakterini belirleyen unsurlardan biri de çok sayıdaki mağara mekânıdır. Vadinin yamaçları boyunca uzanan, insan eliyle şekillendirilmiş bu oyuklar geçmişte ev, dükkân ve depo olarak kullanılmıştır. Yerleşimin adının da "kaya kalesi" ya da "kayalar kenti" anlamlarıyla anılması, bu jeolojik ve mimari birliktelikten kaynaklanır. Kayaya oyulmuş mekânlar, dik yamaçlara tutunan yerleşimle birlikte, kente başka hiçbir yere benzemeyen bir görünüm kazandırır.
Ziyaret sırasında ortam ve deneyim
Hasankeyf'i gezmek, bir yandan tarihi katmanları takip etmek, diğer yandan değişen manzaraya tanık olmak anlamına gelir. Kaleye tırmanan patikalar, kayalık yamaçlardaki mağaralar ve göl kıyısındaki taşınmış yapılar arasında yürümek yarım gün ile bir gün sürer. Bölgede yaz ayları oldukça sıcak geçtiği için sabahın erken saatleri ya da akşamüstü saatleri daha rahat bir gezi sağlar; ilkbahar ve sonbahar ise hem sıcaklık hem de ışık açısından en elverişli dönemlerdir. Gölün üzerinde yapılan kısa tekne turları, kalenin ve kayalıkların suya yansıyan kesitlerini görme fırsatı verir. Işığın açısına göre değişen kaya dokusu ve su yüzeyi, fotoğraf çekmek isteyenler için farklı kareler sunar.
Yakın çevrede görülebilecek yerler
Hasankeyf'i merkez alan bir gezi, çevredeki başka duraklarla kolayca genişletilebilir. Batman kent merkezindeki Batman Müzesi, bölgenin Paleolitik dönemden Orta Çağ'a uzanan buluntularını bir arada sergiler ve Hasankeyf'in arkeolojik geçmişini daha iyi anlamayı sağlar. Beşiri ilçesindeki Mor Kiryakus Manastırı, Süryani mimarisinin bölgedeki izlerini taşıyan eski bir yapıdır. Hasankeyf'in doğusundaki kırsalda yer alan Mor Aho Manastırı da bölgenin inanç tarihine tanıklık eder. Raman Dağları'nın etekleri ve Dicle'nin vadisi ise doğa yürüyüşleri ile manzara izlemek için uygun bir çerçeve çizer. Bunların yanı sıra Mardin, Midyat ve Diyarbakır gibi tarihi merkezler, Hasankeyf'i de içine alan daha geniş bir Güneydoğu turunun doğal uzantılarıdır. Hasankeyf, değişen çevresine rağmen nehrin, kayanın ve yüzyılların iç içe geçtiği yapısıyla bölgenin en özgün duraklarından biri olarak ziyaretçisini bekler.
Keşfetmeye Devam Et
Stratonikeia
Muğla'nın Yatağan ilçesindeki Stratonikeia, kesintisiz yerleşim geçmişi ve gladyatörlere ait yazıtlarıyla öne çıkan bir antik kenttir.
İncele →
Kekova: Antalya'nın Sular Altındaki Antik Kenti ve Tekne Turu Rehberi
Antalya'nın Demre ilçesi açıklarındaki Kekova, berrak suların altında görülebilen batık antik kent kalıntılarıyla ünlü bir kıyı bölgesidir. Tekneyle gezilen koyları, Likya döneminden kalan izleri ve korunmuş doğasıyla hem tarih hem deniz tutkunlarını kendine çeker.
İncele →
Yedigöller
Bolu'nun kuzeyindeki Yedigöller, heyelanlarla oluşmuş yedi gölü ve gür kayın ormanlarıyla Türkiye'nin en bilinen doğa kaçışlarından biri. Sonbaharda renk cümbüşüne dönen havza, yürüyüş, kamp ve fotoğraf için sakin bir ortam sunuyor.
İncele →
Gölyazı
Bursa'nın Nilüfer ilçesine bağlı Gölyazı, Uluabat Gölü kıyısındaki yarımadası, taş evleri ve balıkçı tekneleriyle sakin bir göl köyü. Yüzyıllık çınarı, dar sokakları ve gün batımı manzarasıyla keşfedilmeyi hak ediyor.
İncele →İlgili içerikler

Batman
Güneydoğu Anadolu'nun petrol kenti Batman, Dicle Nehri kıyısındaki Hasankeyf'in kadim mirası ve Batman Çayı çevresindeki yeşil vadileriyle tarih ile sanayiyi bir arada sunar.

Mardin
Taş evleri, dar sokakları, medreseleri, manastırları ve Mezopotamya Ovası’na uzanan manzarasıyla Mardin, Türkiye’nin en karakteristik şehirlerinden biridir.

Mardin
Mezopotamya Ovası'na bakan yamaçlarda kurulmuş Mardin, taş mimarisi, çok katmanlı tarihi ve çok kültürlü dokusuyla Güneydoğu Anadolu'nun en özgün şehirlerinden biridir.

2 Günlük Midyat - Hasankeyf Rotası
Mardin'in Midyat ilçesinden başlayıp Batman'ın Hasankeyf ilçesinde sona eren bu iki günlük rota; taş evler, Süryani manastırları ve Dicle Nehri çevresindeki tarihi yerleşimi tek güzergâhta birleştiriyor.

Güneydoğu Anadolu Bölgesi
Mardin’in taş sokaklarından Şanlıurfa’nın arkeolojik alanlarına, Gaziantep’in mutfağından Diyarbakır’ın surlarına uzanan zengin bir coğrafya.

Malabadi Köprüsü
Diyarbakır'ın Silvan ilçesi sınırlarında Batman Çayı üzerinde yükselen Malabadi Köprüsü, Artuklular döneminden kalan dev sivri kemeriyle bölgenin en önemli tarihi yapılarından biridir. Köprü, mühendislik başarısı ve çevresindeki doğal manzarasıyla görülmeye değer.