Ani Harabeleri

Ani Harabeleri, Kars'ın doğusunda Arpaçay kıyısındaki volkanik bir plato üzerine kurulmuş Ortaçağ kentidir. UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde yer alan alan, surları, katedrali ve camisiyle farklı uygarlıkların izlerini günümüze taşır.

Kars kent merkezinin yaklaşık 42 kilometre doğusunda, Türkiye ile Ermenistan arasındaki sınırı oluşturan Arpaçay'ın batı yakasında yer alan Ani Harabeleri, yüzyıllar boyunca farklı uygarlıkların izlerini taşımış bir Ortaçağ şehridir. Bostanlar Deresi ile Arpaçay'ın derin vadileri arasında, üçgen biçimli volkanik tüf bir plato üzerine kurulmuş olan antik kent, bugün Doğu Anadolu'nun en büyük arkeolojik alanı olarak kabul edilir. Şehir, 2016 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi'ne alınarak uluslararası düzeyde korunma statüsü kazanmıştır.

Arpaçay Vadisine Kurulmuş Bir Kayalık Kent

Ani'nin ilk yerleşim izleri Erken Demir Çağı'na, hatta Kalkolitik döneme kadar uzanır; bölgede Urartuların faaliyetlerine dair bulgular da görülür. Kalıcı bir şehir kimliği kazanması ise milattan sonra 4. yüzyılda, güney uçtaki iç kalenin inşa edilmesiyle başlar. Şehrin etrafını saran derin kanyonlar hem doğal bir savunma hattı hem de serin bir mikro iklim yaratmış; yumuşak tüf kayalara oyulmuş yüzlerce mekân, bin yıllar boyunca barınak, depo ve ibadet yeri olarak kullanılmıştır.

İpek Yolu Üzerinde Yükselen Ticaret Merkezi

10. yüzyılda Bagratlı hanedanı Ani'yi başkent ilan ettiğinde şehir hızla büyümüştür. İpek Yolu'nun Anadolu'ya girişteki ilk önemli duraklarından biri olması, ticaretin ve zanaatın gelişmesini sağlamıştır. Kral III. Aşot döneminde başkent hâline gelen Ani, II. Sembat ve I. Gagik dönemlerinde altın çağını yaşamıştır.

Yüz Bin Kişilik Bir Şehir

10. yüzyılın sonlarına gelindiğinde nüfusu yüz bini aşan Ani, dönemin en kalabalık ve zengin merkezlerinden biriydi. Şehirde cami, kilise, şapel, türbe, kervansaray, hamam, çarşı, saray ve köprü gibi çok çeşitli yapı türlerinin bulunması, bu refahın somut kanıtıdır. Ermeni, Gürcü, Kürt, Arap, Rum, Fars ve Türk topluluklarının yan yana yaşadığı kent, bu yönüyle çok kültürlü bir Ortaçağ metropolü görünümündedir.

Kuşatmaya Dirençli Surlar ve Görkemli Kapılar

Ani'yi çevreleyen sur sistemi yaklaşık 4,5 kilometre uzunluğunda ve yer yer 8 metreye varan yüksekliktedir. Kara tarafında iki katlı, vadiye bakan yönde ise tek katlı olarak inşa edilen duvarlar, kare ve yuvarlak planlı çok sayıda burçla güçlendirilmiştir. İç ve dış kapıların birbirine göre simetrik yerleştirilmemesi, saldırı anında şehrin savunmasını uzatmayı amaçlayan özgün bir çözümdür. Aslan Kabartmalı Orta Kapı, üzerindeki kabartma ve yazıtla şehrin en görkemli girişidir.

Katedralden Fethiye Camii'ne Uzanan Bir Yapı

Ani'nin en simgesel yapısı olan Büyük Katedral'in temelleri 990 yılında Kral II. Sembat tarafından atılmış, inşaatı ise 1001 yılında tamamlanmıştır. Mimarı, aynı dönemde İstanbul'daki Ayasofya'nın onarımında da görev alan Trdat'tır. Kırmızı tüf taşından yükselen yapı, haç planlı düzeni ve kubbeyi taşıyan sağlam sütunlarıyla Ortaçağ mimarisinin önemli örneklerinden biridir. 1064'te Selçuklu Sultanı Alparslan'ın Ani'yi fethetmesinin ardından katedral camiye çevrilmiş, ilk fetih namazı burada kılınmıştır; bu nedenle yapı Fethiye Camii olarak da anılır. Depremlerde kubbesi ve çan kulesi büyük ölçüde yıkılmış olsa da gövdesi günümüze ulaşan en iyi korunmuş yapılardan biridir.

Anadolu'nun İlk Türk Camisi

İç kaleye giden yolun güneyinde yer alan Ebu'l Menuçehr Camii, Selçuklu döneminin en eski eserlerinden biri olarak gösterilir. Kitabesine göre 1072-1092 yılları arasında, Melikşah döneminde inşa edilmiştir. Üç nefli düzeni ve bezemeleriyle dikkat çeken yapı, Anadolu'da Türkler tarafından yaptırılan ilk cami kabul edilir. Şeddadiler döneminde kurulan bu yapı, bölgenin İslamlaşma sürecinin en somut tanıklarından biridir.

Farklı İnançların Yan Yana Duran Mirası

Ani yalnızca camileriyle değil, kilise ve manastırlarıyla da zengindir. Şehrin kuzeybatısında 980 civarında inşa edilen Abughamrents (Poladoğlu) Kilisesi, tüf taşından yükselen zarif kubbesiyle bilinir. 1215'te tüccar Tigran Honents tarafından yaptırılan Resimli Kilise, iç duvarlarını ve kubbesini kaplayan, İsa'nın yaşamından sahneleri betimleyen freskleriyle öne çıkar. Genç Kızlar Kilisesi, Rahibeler Manastırı ve Kaya Kilisesi de alanda ayakta kalan diğer dini yapılar arasındadır. Sasani egemenliği döneminde inşa edilen Ateşgede ise Zerdüşt inancının Ani'deki izini taşır ve bölgenin dini çeşitliliğini gözler önüne serer.

Kaya Yerleşimleri ve Yeraltı Tünelleri

Tüf platonun yumuşak dokusu, sakinlerine kolayca oyulabilen mekânlar sunmuştur. Arpaçay kıyısındaki yamaçlarda ve Bostanlar Deresi çevresinde sayıları bini bulan mağara yerleşimi bulunur. Bu oyukların içine oturma sekileri, raflar, nişler, mihraplar ve apsisler açılarak konut, depo, mahzen, güvercinlik ve ibadet mekânı işlevleri kazandırılmıştır. Şehrin altındaki tünellerin, plato ile çevredeki tarım arazilerini birbirine bağladığı düşünülmektedir.

Gerileme, Terk Ediliş ve Bugünkü Ani

Ani, Bizans ve Selçuklu egemenliklerinin ardından Gürcü krallığı, Moğollar, İlhanlılar, Karakoyunlular, Akkoyunlular ve Osmanlıların yönetimine girmiştir. Ancak ticaret yollarının 14. yüzyılda yön değiştirmesi, savaşlar ve 1319 ile 1605 yıllarındaki yıkıcı depremler şehrin çöküşünü hızlandırmıştır. 17. yüzyılın sonlarına doğru büyük ölçüde terk edilen Ani, uzun süre harabe hâlinde kalmıştır. Bugün alanda kazı ve restorasyon çalışmaları sürdürülmekte, ortaya çıkarılan buluntular temizlenip belgelenerek Kars Müzesi'ne teslim edilmektedir. Arpaçay vadisinin kıyısında, karla kaplı kış manzarası ve sessiz harabeleriyle Ani, ziyaretçilerini adeta Ortaçağ'ın içinde bir yolculuğa çıkarır. Kars'ın simgesi hâline gelen bu antik kent, farklı din ve kültürlerin aynı topraklarda bıraktığı izleri görmek isteyenler için eşsiz bir açık hava müzesidir.