Karain Mağarası
Antalya'nın kuzeybatısındaki Karain Mağarası, yarım milyon yıla yakın kesintisiz iskânı ve Neandertal kalıntılarıyla Anadolu prehistoryasının en önemli duraklarından biridir.
Antalya kent merkezinden kuzeybatıya doğru yola çıkıp Döşemealtı yönüne saptığınızda, şehrin gürültüsü hızla geride kalır. Yol Yağca köyüne doğru kıvrılırken bir yanda geniş traverten ovaları, öte yanda Akdeniz'e bakan dik kalkerli yamaçlar uzanır. Karain Mağarası işte bu yamaçların eteklerinde, Şam Dağı'nın kayalıklarında yer alır. Kimi kaynaklarda Katran Dağı olarak da geçen bu dağın yüzü, mağaranın ağzından ovaya ve uzakta denize doğru geniş bir manzara sunar. Yüzyıllar boyunca insanın sığındığı bu karanlık boşluk, bugün Anadolu'nun en uzun süre iskân edilmiş mağaralarından biri olarak kabul edilir.
Antalya'nın kuzeybatısında, kayalık bir yamacın eteğinde
Karain, Antalya il merkezinin yaklaşık 27-30 kilometre kuzeybatısında, Döşemealtı ilçesine bağlı Yağca köyü sınırları içinde bulunur. Mağara, deniz seviyesinden yaklaşık 430-450 metre yükseklikte; hemen önüne serilen traverten ovasından ise 150 metre kadar yukarıda konumlanır. Bu yükseklik, ona hem geniş bir görüş alanı hem de ovadaki nemden ve taşkınlardan korunmuş kuru bir barınak sağlamıştır. Kalkerli yamaçların oluşturduğu doğal ortam, bölgenin karstik yapısının bir parçasıdır ve mağaranın meydana gelişi de bu yapıyla doğrudan ilişkilidir. Dağın Akdeniz'e bakan yüzünde yer alması, eski dönemlerde burayı avlanma ve barınma için elverişli kılan başlıca etkenlerden biri olmuştur.
Binlerce yıllık bir kültür dolgusu
Karain, tarih öncesi araştırmalar açısından taşıdığı değeri büyük ölçüde içinde biriken kalın toprak katmanlarına borçludur. Mağarada, Alt Paleolitik'ten başlayıp Orta ve Üst Paleolitik evrelerden geçerek Neolitik, Kalkolitik, Tunç Çağı ve nihayetinde Klasik ve Bizans dönemlerine kadar uzanan kesintisiz bir yerleşim izi görülür. Bu uzun süreklilik sonucunda tabanda 11 metreyi bulan bir kültür dolgusu oluşmuştur. Yerleşimcilerin bıraktığı aletler, ocak kalıntıları, yanmış kemikler ve odun kömürleri, kuşaktan kuşağa biriken bir arşiv gibi üst üste yığılmıştır. Mağarada bulunan yanmış odun kömürü ve kemik parçaları, burada yaşayan insanların ateşi çok erken dönemlerden itibaren kullandığını göstermesi bakımından ayrıca dikkat çeker. Böyle bir katman kalınlığı ve süreklilik, dünyanın birçok mağarasında ender rastlanan bir durumdur.
Mağaranın bölümleri ve doğal dokusu
Karain, dar geçitlerle birbirine bağlanan ve üst üste dizilmiş büyük boşluklardan oluşur. Bu boşlukların toplam uzunluğu 50 metreyi aşar; içeri doğru ilerledikçe hem karanlık hem de nem artar. En üstteki ana boşluk beş ayrı gözden meydana gelir; alttaki ikinci ve üçüncü boşluklar ise daha basıktır ve buralarda sarkıt ile dikitlere rastlanır. Kazı çalışmaları sırasında mağara içindeki farklı bölümler, araştırmacılar tarafından harflerle adlandırılmıştır. Bugün de kazıların büyük bölümü E ve B olarak anılan gözlerde sürdürülmektedir. Duvarların yer yer Traverten ve dikit oluşumlarıyla kaplanmış yapısı, iç mekâna kendine özgü, serin ve kapalı bir hava verir. Işık girmeyen derin kısımlarda ise ortam neredeyse tamamen karanlıktır.
Anadolu'da Neandertal insanının izleri
Karain'i özel kılan en çarpıcı bulgulardan biri, mağarada yaşamış insan türlerine ait kalıntılardır. Yapılan kazılarda ele geçen dişler ve kemik parçaları, burada Neandertal insanının da barındığını ortaya koymuştur. Bu buluntular arasında bir çocuğa ait süt azı dişi, yetişkin bireylere ait dişler, el parmak kemikleri, alt çene ve uyluk kemiği parçaları sayılabilir. Neandertal varlığını bu denli net gösteren kalıntıların Türkiye'de yalnızca burada bulunması, mağaranın bilimsel değerini artırır. Mağarada taş aletlerin yanı sıra işlenmiş kemik parçalarına da rastlanmıştır; bu tür buluntular o dönem insanlarının yalnızca taşla değil, kemikle de alet ürettiğini göstermesi açısından önemlidir. Alt Paleolitik'e tarihlenen iri iki yüzeyli el baltalarından, Orta Paleolitik'in çeşitlenen kazıyıcı ve uçlarına kadar farklı alet gelenekleri, mağaranın katmanlarında kademeli olarak izlenebilir.
Soyu tükenmiş hayvanların kemikleri
Mağaranın dolguları yalnızca insan izlerini değil, bölgenin eski iklimini ve canlı yaşamını da gözler önüne serer. Kazılarda bulunan hayvan kemikleri arasında bugün Anadolu'da yaşamayan türler de vardır. Fil, su aygırı, gergedan, aslan, leopar, sırtlan, mağara ayısı, mağara aslanı gibi iri memelilerin yanı sıra at, yaban öküzü, geyik, karaca, yaban koyunu ve dağ keçisi gibi türlere ait kalıntılar tespit edilmiştir. Ayrıca küçük kemiricilere, kuşlara ve yumuşakçalara ait parçalar ile yabani incir, buğday ve zeytin gibi bitki kalıntıları da ele geçmiştir. Bu çeşitlilik, farklı dönemlerde iklimin nasıl değiştiğine ve çevrede hangi hayvan topluluklarının yaşadığına dair önemli ipuçları verir. Büyük memelilere ait kemik yoğunluğu, bazı bölümlerin av ve kesim alanı olarak kullanıldığını düşündürür. Bazı buluntular insanlar tarafından mağaraya taşınmış, bazılarıysa burayı kullanan etçil hayvanlardan geriye kalmıştır.
Klasik çağlarda bir tapınma yeri
Karain'in öyküsü tarih öncesiyle sınırlı kalmaz. Mağara, Paleolitik çağlardan Demir Çağı'na, oradan da Grek ve Roma dönemlerine kadar zaman zaman kullanılmıştır. Klasik dönemde burası artık bir barınaktan çok, kutsal niteliği olan bir mekâna dönüşmüştür. Mağaranın ağzına yakın dış duvarlarında Eski Grekçe yazıtlar ve adak nişleri görülür. Bu nişlerin ve duvarlardaki mumluk gözlerin, dinsel törenlerde kullanıldığı anlaşılır. Yazıtlarda bir dağ tanrıçasına yönelik tapınmadan izler bulunması, mağaranın uzun çağlar boyunca kutsal bir alan olarak benimsendiğini düşündürür. Üst tabakalarda çıkarılan çanak, çömlek ve kandil parçaları da bu klasik dönem kullanımını destekleyen bulgular arasındadır.
Mağarayı ziyaret ederken
Karain'e giden yol, Antalya-Burdur güzergâhından ayrılarak Yağca köyüne varır; mağaranın bulunduğu yamaç, ovadan görüldüğünde heybetli bir kayalık olarak belirir. İçeri girdiğinizde sizi ilk karşılayan şey serinlik ve derin bir sessizliktir. Ana boşluktan içeri doğru ilerledikçe ışık azalır, duvarların dokusu ve tavanın yüksekliği değişir. Yılın büyük bölümünde yapılan kazı çalışmaları nedeniyle bazı bölümler kapalı ya da düzenlenmiş olabilir; bu yüzden ziyaret öncesi mağaranın açık olup olmadığını bilmekte yarar vardır. Mağaranın hemen yanında, kazı buluntularının incelendiği bir alan ve yakın çevrede ziyaretçileri bilgilendiren düzenlemeler bulunur. Ele geçen pek çok eserin önemli bir bölümü Antalya Müzesi'nde sergilenir; mağarayı gezdikten sonra müzeyi de görmek, burada anlatılan geçmişi bütünlemek açısından anlamlı olur. Mağara, uzun süredir UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi'nde yer almaktadır.
Yakın çevredeki diğer prehistorik duraklar
Karain, tek başına bir nokta değil; çevresindeki başka mağara ve kaya sığınaklarıyla birlikte bir bütün oluşturur. Yakın çevrede Öküzini ve Çakırini mağaraları, ayrıca Beldibi ve Belbaşı kaya sığınakları yer alır. Bu alanlar birlikte, Antalya yöresinin tarih öncesi boyunca yoğun biçimde kullanıldığını gösterir. Karain'i ziyaret edenler için bölge, hem doğal güzelliği hem de çok katmanlı geçmişiyle dikkat çeker; kentin kalabalığından kısa bir sürede uzaklaşıp yüz binlerce yıllık bir geçmişin içine adım atma fırsatı sunar. Kayalıkların eteğinden ovaya bakıldığında, bu manzaranın çok eski dönemlerde de aynı şekilde uzandığını bilmek, ziyareti sıradan bir gezi olmaktan çıkarır.
Keşfetmeye Devam Et
Cumalıkızık: Bursa'nın Osmanlı Kokan Tarihi Köyü
Uludağ'ın eteklerinde kurulmuş Cumalıkızık, renkli Osmanlı evleri ve taş döşeli sokaklarıyla geçmişi günümüze taşıyan bir açık hava müzesi gibidir.
İncele →
Amasra
Karadeniz'in incisi Amasra, iki koyun arasında konumlanmış bir yarımada olup tarihi kalesi ve balıkçı lokantalarıyla ünlüdür.
İncele →
Göreme: Kapadokya'nın Kalbinde Bir Yolculuk
Nevşehir'e bağlı Göreme, benzersiz kaya oluşumları, tarihi kiliseleri ve balon turlarıyla Kapadokya'nın en çok ilgi gören merkezlerinden biridir. Bu rehberde kasabanın öne çıkan özelliklerini ve gezi ipuçlarını bulabilirsiniz.
İncele →
Çıldır Gölü
Ardahan ile Kars arasında uzanan Çıldır Gölü, kışın kalın bir buz tabakasıyla kaplanan yüzeyi ve buz üstünde sürdürülen geleneksel balıkçılığıyla tanınan, Doğu Anadolu'nun en büyük tatlı su gölüdür.
İncele →İlgili içerikler

Antalya
Turkuaz Akdeniz kıyıları, antik kentleri, şelaleleri, kanyonları ve tarihi Kaleiçi ile Antalya, doğa ve tarihi aynı coğrafyada buluşturur.

Burdur
Burdur, Akdeniz Bölgesi'nde yer alan ve doğası, tarihi zenginlikleriyle dikkat çeken bir şehirdir. Salda Gölü ve Sagalassos antik kenti, Burdur'un en bilinen turistik noktaları arasında yer alır.

Burdur Şiş: Kuzu Etiyle Yapılan Lezzet
Kuzu etinin şişe dizilip köz ateşinde pişirilmesiyle hazırlanan Burdur şiş, sade malzemelerle elde edilen derin bir lezzete sahip yöresel bir kebap çeşididir. Bu yazıda Burdur şişin ayırt edici özelliklerini, hazırlık ve pişirme aşamalarını, servis biçimini ve Burdur'da nerede yiyebileceğinizi bulacaksınız.

1 Günlük Alanya Kalesi ve Damlataş Mağarası Rotası
Antalya'nın Alanya ilçesinde mağara, kumsal ve kaleyi aynı güne sığdıran, yürüyüş ağırlıklı bir günlük rota. Damlataş Mağarası'nda başlayıp Kleopatra Plajı boyunca ilerliyor, teleferikle kale surlarına çıkıyor ve limanda Kızıl Kule çevresinde sona eriyor.

Salda Gölü
Burdur'un Yeşilova ilçesindeki Salda Gölü, hidromanyezitten oluşan beyaz kumları ve berrak suyuyla dikkat çeker; göl, Türkiye'nin en derin göllerinden biri olarak da öne çıkar.

Salda Gölü
Burdur’un Yeşilova ilçesinde, açık renkli kıyıları ve mavi-turkuaz su tonlarıyla Türkiye’nin en dikkat çekici göllerinden biri.